Koçluk Yaklaşımım Sevdiğim alıntılar Okuma önerilerim
// koçluk nedir, nereden geldi

Koçluğun kökü yarım asır öncesine uzanır.

Bugün moda gibi duran bu işin altında 50 yıllık bir geçmiş, ondan da eski bir felsefe var. Aşağıda kelime kökeni, fikir kökeni ve günümüz standardlarını okuyabilirsin.

“Coach” kelimesi: aslında bir araç

15-16. yüzyılda Macaristan'ın Kocs adlı köyünde yolcusunu sarsmadan taşıyan konforlu bir at arabası vardı; adı o köyden geliyor. Zamanla “taşıyan araç” anlamı kelimenin içine yerleşti. Metafor net: koç, “seni bir yerden başka bir yere taşıyan araç”tır. Koç ne yapacak sorusunu en güzel cevaplayan araç bu.

İşin özet formülü

Timothy Gallwey, 1974'te The Inner Game of Tennis'i yazdığında modern koçluk fiilen doğdu. Gallwey tenis eğitmeniyken kortta oyuncunun asıl rakibinin filenin karşısındaki kişi değil, kendi kafasının içi olduğunu farketti. Formülü de şuydu: Performans = Potansiyel − Müdahale (P = p − i). Yani senin gerçek kapasiten zaten orada; onu düşüren şey, araya giren müdahale.

Kafanın içinde Self 1 var: sürekli yargılayan, hesap yapan, “kötü vuracaksın” diyen iç ses — kısacası gürültü. Bir de Self 2 var: o işi zaten yapabilen doğal sen. Self 1 ne kadar yüksekse, Self 2 o kadar kısılır.

Koçlukla ilgili en sevdiğim olay

Gallwey, “backhand'inin berbat olduğunu düşünen bir oyuncuya” bir gün şunu der: “Bana mükemmel bir backhand'in nasıl görüneceğini göster, vur bi göreyim.” Adam, hayalindeki kusursuz vuruşu ilk denemede yapar. Gallwey “tekrar et” deyince, vuruş yavaş yavaş bozulmaya başlar.Ders şu: yetenek en başından beri oradaydı. Onu bozan, devreye giren sınırlayıcı inançlar — yani oyuncunun kafasının içindeki müdahaleydi.

Bu olay, koçluğun bütün mantığını gösteriyor. İçimizde, neyi nasıl yapabileceğimizin bilgisi çoğu zaman zaten vardır. (“Olmasaydı istemezdik” diyoruz ya...) Potansiyelimizi çoğu kez kendimiz kısarız — kafamızdaki, içimizdeki ses yüzünden. Koçun işi yeni bir şey öğretmek değil — her yer bilgi kaynıyor zaten; o kısıtlayıcı sesi kısıp, zaten orada olanın (kişinin kendisinde de hissettiği o gerçek potansiyelin) çıkmasını sağlamaktır.

Tamam, anladım. Görüşmek istiyorum →

Koçluğun “ilk talipleri” için: Whitmore ve GROW Modeli

Tabii böyle bir nimete ilk olarak sporcular ve yöneticiler talip oldu — en yüksek performansçılar. Gallwey'in fikrini John Whitmore hemen iş dünyasına taşıdı. 1980'lerde bu yaklaşımı yöneticiler ve sporcular hızla satın almaya başladı: GROW modeli.

Benimle konuşurken de bu modelin sorularını sana özelleştirilmiş şekilde duyacaksın:

Whitmore bunu Coaching for Performance kitabında topladı ve koçluğu somut, tekrarlanabilir bir görüşme akışına dönüştürdü. Inner Game “neden” idi; GROW “nasıl” oldu.

Küresel Standart: Leonard ve ICF (takip ettiğim ekol)

Koçluk, bakınca biraz hayat tecrübesi edinmiş amatörlerin eksik ve bozuk uygulamalarına çok açık bir sıfat. Bu nedenle Thomas Leonard, koçluğu bu safsatalardan kurtarıp bir meslek, bir metoda dönüştürdü. 1995'te ICF'i (International Coaching Federation) kurdu; bu yüzden ona çoğu zaman “koçluğun babası” denir. Benim de kendi koçluğumu kendime ispatladığım özel alan burası.

ICF bugün dünya genelinde koçluğun standardını belirler: etik kuralları, yetkinlikleri ve akreditasyon sürecini tanımlar. Tek bir ilkenin altını kalın çizer — koçluk non-directive'dir, yani yön gösterici değildir. Koç akıl satmaz; soru sorar, alan açar, cevabı danışanın bulmasını sağlar.

Bu senin için en iyi yaklaşımdır. Zaten herkes; herkesin ve medyanın tavsiyelerinden tükenmiş halde. Kimse kendi kararını kendisinden daha iyi veremez. Vereceğini düşünüyorsa, bunun altında psikolojik sıkıntılar yatıyor oluyor zaten.

Koçluk ne değildir? ve Nedir?

Bu işi, en çok karıştırıldığı şeylerden ayırırsak anlamak kolaylaşır.

Terapi değil. Terapi geçmişe ve klinik tabloya bakar, lisans gerektirir. Koçluk bugüne ve önündeki adıma bakar.

Mentorluk değil. Mentor kendi tecrübesinden akıl verir: “yerinde olsam şunu yapardım”. Koç akıl vermez.

Danışmanlık değil. Danışman senin sorununu alır, senin yerine çözer ve çözümü teslim eder. Koç çözmez; çözmeni sağlar.

Koçun yaptığı şey: doğru metodu ve yaklaşımı uygulayarak soruyu sormak. Cevap danışanda olduğu için, koçluk hep ileriye ve aksiyona bakar — geçmişe değil. Tabii bunu yapmak herkesin harcı değil; çok ince bir yaklaşım gerekiyor ve koç bunu kendi egolarından, kendi sınırlarından (içsel kesinliklerinden) arınarak yapmalı. Benim metodumu ve özgeçmişimi değerlendirmeni bu yüzden senin için çok kıymetli buluyorum. İnceleyebilirsin →

Çok Önemli Noktalar

Gelişkin yaklaşımın devamında Michael Bungay Stanier “az konuş, çok sor” disiplinini sadeleştirdi; Byron Katie ise “The Work” yöntemiyle bir düşünceyi sorgulamayı, olduğu gibi yaşamamayı öğretti.

Benim çalışma biçimim de bu soyağacının mirasçısı: Gallwey'den kafadaki gürültü fikrini, Whitmore'dan aksiyona bağlanan yapıyı, ICF'ten yön göstermeyen duruşu aldım. Özgeçmişimde o kadar alakasız disiplinde hedeflenen noktaya ulaşma aşaması var ki, artık bilgi olarak doğrularım kayboldu; yaklaşımım sınırlarını yıktı. Merakla, kişilerdeki ve kendimdeki mucizeleri izler oldum.

Akıl veren insanlara sadece gülüyorum. Cevabı senin bulacağına inandığını sezdiğin şeylerde, benden doğru soruları duyacaksın; her görüşme kendinde bir keşif, her keşif de hayatında değişen bir adıma bağlanacak. Bunu sana yaptırıyorum :)

Bu işin kitaplarını hatim etmiş olabilirim ama işi kitaptan almadım; kendi kafamdaki gürültüyle uğraşırken, sıfırdan birden çok kez kendimde kurarken öğrendim. O yüzden karşımda otururken ne hissettiğini tahmin etmiyorum —
ne hissettiğini çok iyi biliyorum.

Koçlukla yeni tanışan birine bunu açıklamakta bir beis görmüyorum: yani verdiğim koçluk basit bir trend değil. Elli yıllık bir damara, ondan da eski bir fikre dayanıyor:

Cevap zaten sende; benim işim, onu kısan gürültüyü kesmek.

Bir görüşme ayarlayalım →