Koçluk nedir? Sevdiğim alıntılar Okuma önerilerim
// koçluk yaklaşımım

Bu benim yaklaşımım.

Bunu internetin derinliklerinde, AI'da, akademik makalelerde ya da kişisel gelişim kitaplarında bulamayacaksın. Emin ol.

ADHD (DEHB) ve tip 5w4 (enneagram) nörotipolojik özellikleri olan biri — yani ben — tarafından geliştirilen bu sistemi, çoğunlukla kendi üzerimden örneklerle anlatıyorum.

Benim için ilk değer: Seni duyan biri var mı?

Bir koç olarak Tugay Demircan'ın en büyük gücü nedir derseniz; çok iyi bir dinleyici olması derim. Bunun gerçekten bulunması çok zor bir değer olduğunu zamanla fark etmemek mümkün değil.

Aile, akraba, arkadaş çevresini zaten geçiyorum (nasihatler, anlatmak için dinlemeler, sohbet esnasında sosyal medya kontrolleri, yargılamalar, arkadan konuşmalar, geçmiş olayların kalıntıları vs.); mevcut psiko-bilimlerde ve yaklaşımlarda da sizler bir metoda, bir kalıba oturtuluyor ve onun üzerinden değerlendiriliyorsunuz. O kalıp üzerinde yapabilecekleriniz ve yapamayacaklarınız var. (Beyin küçük yargı sinyallerini bile bu şekilde işliyor.) Bu beni çok rahatsız eden bir durum. Nefret ediyorum hatta.

Benim tarafımda bu nedenle ilk değer şu: çok iyi bir dinleyici olmak.

Senin hayatın, gelişimin, taleplerin; bir düşünce paketi alıp, bir kitap alıp değiştirebileceğin bir şey değil. Senin durumun, kişiliğin, yaşadığın çevre, hislerin, isteklerin — bunların hepsi sana özel, sana ait. Senin değişmeye değil; önce dinlenmeye, kendini duymaya, “şu anki durumunu tespit etmeye” ihtiyacın var.

Senin için ilk değer (II): Özgürleş. Özgürsün!

İyi dinleyicilerin şöyle bir dezavantajı vardır: kendilerini de çok iyi dinlerler. Bu, benim de 33 yıldır en büyük saboteur'üm aslında. Bana harika fikirler ve yollar sunan beynim, aynı zamanda hayatımın en büyük engelleyicisi de... Bu nedenle benden hizmet alan kişilerin kendinde keşfetmesine destek olduğum ilk değer şu: Sen zihnin değilsin. Sen özgürsün. Düşüncelerini, fikirlerini, hislerini fazla önemseme. Aksiyonlarınla her an kim olduğunu veya olmak istediğini seçebilir, her aksiyonunda istediğin seçimi yapabilirsin.

Seçimin büyüğü küçüğü olmaz. Bunu konuşuyor olacağız.

Görüşmek istiyorum →

Senin için ikinci değer: Bu yaşam, senin yaşamın. Bu sorumluluğu kabul et.

Destek istemek de ayıp değil. Hatta hemen destek iste.

Mevcut nörotipolojik durumunu bilmiyorum. Ama hayatıma 2 kez çok net yön verdim. İkisinde de aynı yaklaşıma teslim ettim aksiyonlarımı: “Bu bana bağlı, bana ait, benim sorumluluğum; kendime güveniyorum.” Bugün bütün kişisel gelişim/mentor modellerinde bu yaklaşımın birazını kesin görürsün — yoksa zaten dolandırıcılıktır. Çünkü mantığı çok basit: o düğüm kime aitse, düğümün ne olduğunu en iyi bilen kişi odur. Düğümü düğüm yapan da, düğümün çözülmüş halini — yani ne istediğini — en iyi bilen de o kişidir.

Ülkemizde bunun aksini düşünen, birilerine/bir şeylere bağlanıp oradaki yönlendirmeyi arzu eden, hedeflerini ve isteklerini ithal eden o kadar çok insan var ki... En ayık olanlarımızda da o parçadan biraz biraz var. Hayatının her alanını birer birer çöze çöze, tasarlaya tasarlaya devam etmek için yanında olmak isterim. →

Düğümü veya istediğin sonucu ben senin kadar bilmem; kimse bilmez, bilemez. Senin bu. Ben çözmem, ben tasarlamam. Sen çözemezsen, sen düşünüp tasarlamazsan, başkası hiç çözemez/tasarlayamaz. Çözerim diyen seni kandırıyordur, dikkat et. Düğüm varsa, —en kesin ve kalıcı şekilde— yalnızca senin elinde çözülür.

İstemediğin şeylerden kurtulmak istersen de, istediğin şeyi —emin ol— yalnızca sen bilebilirsin.

Özenip başkasından almaya, onun olanı istemeye de çalışabilirsin; ama bu ithal istekler senin üzerinde iyi durmaz. Seni rahatsız eder, kaşındırır. (Olmayanda da hayır vardır dedikleri de bunun farkındalığı aslında.)

Evet. Buna ihtiyacım var →

Görüşmeye başladığımızda, masaya günlerdir döndürdüğün bir düğüm / bir gündem getirirsin. Ben sana “şunu yap” demem; çünkü yaşadığını en iyi bilen kişi ben değil, sensin. Buna inancın yoksa, bu inancı bulup çıkarmana yardım ederim — çok kez karşılaştım. Seni kimsenin dinlemediği gibi dinler, sonra ihtiyacın olan soruyu sorarım. Cevabı sen söylersin — kendi sesinle çıktığı için de bu sistem tutar.

Benden destek iste veya isteme; ama şunlara dikkat et, lütfen.

Tekrar ayrıca yazmak istiyorum:

Çoğu mentorluk/danışmanlık, seni tanıdık bir kalıba yerleştirmeye çalışır: geçmişine, bir çerçeveye, bir tipe. Kalıp rahatlatır ama küçültür; olmakta olduğun şeye, yeniye yer bırakmaz. İnsan da mentorunun/danışmanının gözünde sürekli bir kalıptan ötekine girmek zorunda kalır.
Bu durumda bırakma kendini!

Benim geçtiğim onca farklı alan bana bunu yaptırmıyor. Seni bir kalıba sokmayacak, bugünkü halinle diyalogta olacağım. Gelecekteki halinle de ilgilenmiyorum. Bu senin bugünkü seçimlerin... Tanımsız olman bir eksik değil — sınırsız olman demek.

Görüşmek istersen, hedeflerin ile benim sunduğum şeyin mental olarak uyup uymadığına bakarız. Uyduğumuza karar verirsek başlarız.
Koçluk öncesi 15 dakikalık kısa bir kimya görüşmesi elzemdir.

Hazır olduğunda buradayım.

Bir görüşme ayarlayalım →